Mobbing, Latince kökenli bir sözcük; Wikipedia’da, psikolojik şiddet, baskı, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme anlamlarında kullanılır. Özellikle hiyerarşik yapılanmış gruplarda, gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik terör ve uzun süreli sistematik baskı uygulamasıdır.
Aslında Mobbing; her bireyin hayatı boyunca en az bir kez maruz kaldığı psikolojik şiddete dayalı taciz terörüdür. Toplumda aile ortamında başlar, okulda, üniversitede, özel sektörde veya devletin farklı kurum ve kuruluşlarındaki her düzeyde yaşanan baskı temelli yıldırma politikası olarak da tanımlanabilir. En büyük özelliği kalıtımsal özellik sunması ve nesilden nesile aktarılmasıdır.
Akademik mobbing ise, öğrencilere, araştırmacılara veya akademik personele yönelik sistematik nitelikli psikolojik tacizle anlam kazanır. Bu taciz, akademik ünvanlar ve pozisyonlar arasındaki güç dengesizliklerinden kaynaklanabilir ve hedef alınan kişiyi akademik başarısından alıkoymayı amaçlar. Genellikle hak etmediği mevkideki birinin veya çok başarılı, bir o kadar da egosu yükseķ birinin, emrindeki topluluktan seçtiği başarılı insanlar üzerinde uyguladığı, bilimsel özgür düşünceyi yaralayan, baskıyı ifade eder. Uyguladığı baskı nedeniyle tarafsızlığını yitiren akademisyenlerden oluşan bu tür insanlar, maalesef hayatınızın herhangi bir aşamasında karşınıza cikabiliyor.
Ben akademik hayatımda mobbing ile doktoramın ilk yıllarında tanıştım. 1990lı yılların başı, 12 Eylul 1980 darbesini 10 yıl geride bırakmış ve bilimsel gelişmişliğe odaklanmış ideal gençlerden biri olarak, ülkemizin deprem tehlikesini anlamak istiyorum. O dönemin baba hocalarından biri, "hayır" dedi bu konuda çalışamazsın. “Bize ostrakod adlı fosilin özelliklerini çalışacak bir paleontolog lazım”. dedi. “Peki” dedim, “bu konuda beni yetiştirecek bir hocamız var mi?” “Yok” dedi. “Seni yüzme bilmedigin bir denize atacağız, kendi başına yüzüp karaya cıkabilirsen belki başarabilirsin”. “Hayır” dedim. “ilgi duymadığım bir konuda çalışmaya beni zorlayamazsınız. Bu bir insanın sevmedigi başka bir insanla zorla evlendirilmesi gibi bir şey” dedim. Bana dayatılan konuyu kabul etmedim. Bölüm kurulu toplandı. Bölüm içi hocalar üç farklı doktora konusu önerdiler. Hic birini kabul etmedim. Cünkü ben deprem tehlikesini anlamaya yönelik aktif jeolojik yapılara ilgi duyuyordum. Bu zaman diliminde, bölüme yeni bir hoca gelmişti. Ben de bu hoca ile çalışmak istediğimi belirttim. “Tamam” dediler. Böylece hiç tanımadığım bir hoca ile Doktora tezime başladım. Vizyonu geniş bir hocaydı. Tez konusunu belirleme noktasında bana dedi ki "MTA’ya git oradaki en iyi jeoloğa şu soruyu sor " Batı Anadolu’da cözülmesi beklenen en acil jeolojik problem nedir?”. Gittim. Sordum. Dediler ki "Denizli bölgesinde son 30 milyon yıldan bu yana gelişen jeolojik olaylar konusunda belirsizlikler var, bu zaman aralığında ne oldu? Çözemedik”. dediler. Okula döndüm. Danışman hocama anlattım. “Tamam” dedi. “Yerkabuğunun son dönemini anlayabilmen için, ondan önceki dönemleri de bilmen gerekir”. dedi. Fakat, “bilmediğin şeyleri etrafındaki hocalarına sorma. Kütüphanelere git. Kitaplardan, dergilerden oku, özet cikar gel bana anlat” dedi. “Sonra git okuduğun her türlü jeolojik yapıyı doktora tez arazinde dolaşarak görmeye çalış” dedi. Araziye gittim. Devasa bir alan. Arazimde 500 milyon yıl yaşında kaya da var, birkaç bin yıl yaşında henüz taşlaşmamış çok daha genç malzeme de var. Eski denizlere, eski göllere ve eski karasal ortamlara ait 5 km kalınlığa ulaşan bu kayalarda, 3 yıl boyunca adım adım arazide dolaştım. Böylece teorik anlamda öğrendiğim herseyi arazide görme ve bu kayalarda çalışma şansı bulmuş oldum. O gün bu gündür son jeolojik dönemde oluşmuş jeolojik yapıları ve özellikle depremlerin sismik kaynağını oluşturan diri faylara karşı zaafım devam ediyor. Siz siz olun başkalarının kölesi olmayın, hangi konuya ilgi duyuyorsanız o konuda uzmanlaşmaya çalışın. Bunu engellemeye çalışan kim olursa olsun, hayallerinizden vazgeçmeyin... Unutmayın ki, mobbing dediğimiz baskıcı terörün de bir sonu vardır, ve her kötü son, hayallerinizin gerçekleşeceği yeni ve güzel başlangıçlara gebedir.


















Merhaba Hasan Bey, Mobbing konulu yazınız çok etkileyici, hele de benim gibi buna yıllarca maruz kalmış biri için! Bu nedenle ben on yıl Doçent olamadım; kıdemime rağmen bana oylamada Ana Bilim Dalı, hele Bölüm Başkanlığı verilmedi. Nice pırıl pırıl genç de heba edildi. Çoğunluk, yandaşlık ve melanet dayanışması hep onlardaydı, kendileri emekli olup gitti ama işi öğrencilerine devam ettirdiler ki onlar benim de öğrencilerimdi maalesef! Bölümümüzün kazısına yıllarca beni almadılar, ama ben yılmadan arkeoloji araştırmalarıma devam ettim ve Nif Dağı Kazısı böyle filizlendi, yirmi yılda koskoca bir ağaç oldu! Sizi ve demek istediklerinizi çok iyi anlıyorum. Umarım artık en azından akademik camiada mobbing son bulur ve genç bilim insanları özgürce, engellenmeden, takdir edilerek araştırmalarını yapar, fikirlerini savunur, hak ettikleri unvanlara zamanında kavuşurlar. Tekrar elinize, kaleminize sağlık! İşlerinizin rast gitmesi, başarılarınızın artması dileğiyle, selamlar, sevgiler.