Güçlü olmak zorunda bırakılanların, acı çekmeye hakkı yok mudur?
Toplumda şiddet denildiğinde akla ilk gelen mağdur profili kadınlardır. Bu, haklı ve acil bir gerçekliktir; kadınlara yönelik şiddet, tarih boyunca sistematik bir sorun olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak bu durum, erkeğe yönelik şiddeti yok saymak anlamına gelmemelidir. Erkekler, toplumsal rollerin dayattığı "güçlü ve duygusuz" imajı nedeniyle şiddete maruz kaldıklarında susmak zorunda bırakılır. Şiddet, alay konusu edilir, küçümsenir ya da "erkekliğe" aykırı görülerek gizlenir. Oysa her insan gibi erkekler de şiddetin hedefi olabilir ve oluyor da. Bu makale, erkeğe yönelik şiddetin sessizliğini bozmayı, bu görünmez yarayı gün yüzüne çıkarmayı ve çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır.
1. Erkeğe Yönelik Şiddetin Tanımı ve Türleri:
Şiddet, cinsiyet tanımaz. Ancak erkeklerin maruz kaldığı şiddet, çoğu zaman "şiddet" olarak bile tanımlanmaz. Şiddet türleri şunlardır:
* Fiziksel Şiddet: Partner tarafından tokat atma, itme, yumruklama gibi doğrudan saldırılar. Örneğin, bir erkeğin eşi tarafından sıcak suyla haşlanması gibi vakalar nadir değildir.
* Psikolojik Şiddet: Sürekli aşağılama, "erkek değilsin" gibi küçümseyici ifadeler, duygusal manipülasyon. Bu, erkeğin özgüvenini yerle bir edebilir.
* Ekonomik Şiddet: Erkeğin kazancının partneri tarafından kontrol edilmesi, iş hayatının sabote edilmesi (örneğin, iş yerinde arayıp rahatsızlık verme).
* Cinsel Şiddet: İsteksizliğe rağmen cinsel eyleme zorlanma, cinsel performans üzerinden alay edilme.
* Sosyal Şiddet: Boşanma sonrası baba ile çocuk arasındaki bağın koparılması, erkeğin sosyal çevreden izole edilmesi.
* Akran Zorbalığı: Özellikle okul çağındaki erkek çocukların maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet.
* İş Yerinde Şiddet: Mobbing, ayrımcılık ve taciz gibi davranışlar.
* Askeri Şiddet: Askerlik görevini yapan erkeklerin maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet.
Özellikle boşanma süreçlerinde, çocukların babadan uzaklaştırılması veya iftiralarla (örneğin, asılsız şiddet suçlamaları) karşılaşılması, erkeğin hem duygusal hem de sosyal yıkımına yol açar.
2. Neden Görünmez? - Toplumsal ve Tarihsel Kalıplar:
Erkeğe yönelik şiddetin görünmezliği, toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanır. Ataerkil toplumlarda erkek, "koruyucu" ve "güçlü" olarak kodlanmıştır. Osmanlı'da bile, erkeğin zayıflık göstermesi aile içindeki otoritesini sarsan bir utanç olarak görülürdü. Modern Türkiye'de bu miras, "Erkek ağlamaz" ya da "Erkek şikayet etmez" gibi söylemlerle devam eder. Şiddet mağduru erkekler, "Dalga geçilirim" ya da "Kimse ciddiye almaz" korkusuyla susar. Oysa şiddet, utanması gerekenin mağdur değil, fail olduğunu unutmamalıyız.
Bu tabular, erkeğin insan olarak acı çekme hakkını elinden alır. Kadınlara yönelik şiddetin görünürlüğü artarken, erkek mağdurlar aynı empati ve desteği görememektedir. Bu, cinsiyet eşitliği mücadelesinde bir kör noktadır.
3. Hukuki Süreçler ve Eksiklikler:
Türk hukukunda, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gibi düzenlemeler mevcut olsa da, şiddet mağdurları için cinsiyete dayalı bir ayrım teoride yoktur. Ancak uygulamada erkekler ciddi engellerle karşılaşır:
* Kolluk kuvvetleri, erkek mağdurların şikayetlerini "Abartıyorsun" diyerek ciddiye almayabilir.
* Koruma tedbiri talepleri, "Erkeksin, kendine bakarsın" gerekçesiyle reddedilebilir.
* Boşanma süreçlerinde, baba-çocuk ilişkisi mahkeme kararlarına rağmen sıklıkla engellenir.
* Asılsız suçlamalar (örneğin, iftira niteliğinde şiddet iddiaları), erkeğin sosyal ve hukuki çöküşüne yol açar.
* Savcılık ve mahkeme süreçlerinde de benzer ayrımcılıklar yaşanabilir.
Kadın mağdurlar da benzer uygulama sorunlarıyla karşılaşsa da, erkekler için bu durum daha az belgelenir ve tartışılır. Hukuk, her mağdur için eşit koruma sağlamalıdır.
4. Verilerle Erkeğe Yönelik Şiddet:
Erkeğe yönelik şiddetin boyutlarını tam olarak yansıtan güncel ve kapsamlı TÜİK verilerine ulaşmak zordur. Ancak, aile içi şiddet ve boşanma davaları gibi dolaylı göstergeler, sorunun ciddiyetini ortaya koymaktadır. Boşanma davalarında, özellikle çocukların velayeti konusunda babaların mağduriyet yaşadığı bilinmektedir. Baba çocuk görüş hakkının kısıtlanması, psikolojik ve sosyal şiddetin bir türü olarak kabul edilebilir.
Uluslararası verilere bakıldığında, örneğin ABD'de 2020 CDC raporuna göre erkeklerin %30'u hayatlarında en az bir kez partner şiddetine maruz kalmaktadır. Türkiye'de ise bu konuda kapsamlı bir araştırma eksikliği, konunun ne kadar ihmal edildiğini göstermektedir. Bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
5. Psikolojik Etkiler ve Somut Örnekler:
Erkeğe yönelik şiddet, yalnızca fiziksel yaralar bırakmaz; derin psikolojik izler de oluşturur. Depresyon, anksiyete, intihar eğilimi, travma sonrası stres bozukluğu, madde bağımlılığı ve özgüven kaybı gibi sonuçlar sıkça görülür. Örneğin, İstanbul'da yaşayan bir erkek, boşanma sonrası çocuğunu 2 yıl boyunca göremediğini ve bu süreçte intihar düşünceleriyle mücadele ettiğini anlatmıştır.
Medyada ise erkeğe yönelik şiddet genellikle alaya alınır. Bir Türk dizisinde, karısından dayak yiyen bir erkeğin komik bir figür olarak sunulması, bu algıyı pekiştirir. Toplum, erkeğin mağduriyetini bir "erkeklik testi" gibi görür; oysa bu, bir insanlık meselesidir.
6. Medyanın, Toplumun ve Hukukun Rolü:
* Medya: Erkeğe yönelik şiddeti ya görmezden gelir ya da mizah unsuru yapar. Bu, mağdurları daha da susturur. Dizilerdeki, filmlerdeki ve haberlerdeki temsiller analiz edilmeli. Sosyal medyanın rolü de ele alınmalı. Çevrimiçi platformlarda yapılan alaycı ve küçümseyici yorumların erkek mağdurlar üzerindeki etkisi incelenmeli.
* Toplum: "Erkek dayanır" anlayışı, empatiyi engeller. Şiddetin cinsiyeti olmadığı kabul edilmelidir.
* Hukuk: Uygulamada cinsiyet eşitliği sağlanmalı, erkek mağdurlar için de etkin koruma sunulmalıdır.
7. Ne Yapmalı? - Çözüm Önerileri:
* Erkek mağdurlar için özel destek hatları kurulmalı.
* Erkek sığınma evleri kurulmalı.
* Koruma tedbirleri, cinsiyet fark etmeksizin her mağdur için eşit ve hızlı uygulanmalı.
* Psikolojik danışmanlık hizmetleri, erkek mağdurları kapsayacak şekilde genişletilmeli. Uzmanlaşmış psikolojik destek merkezleri açılmalı.
* Toplumsal algıyı dönüştürmek için Milli Eğitim müfredatına "şiddetin cinsiyeti yoktur" temalı dersler eklenmeli ve STK'lar aracılığıyla farkındalık kampanyaları düzenlenmeli.
* Boşanma süreçlerinde baba-çocuk ilişkisini korumak için net yasal düzenlemeler yapılmalı; mahkeme kararlarının uygulanması denetlenmeli.
* Erkeklere yönelik şiddetle mücadelede STK'ların ve erkek örgütlerinin rolü vurgulanmalı.
* Toplumun tüm kesimlerine yönelik farkındalık kampanyaları düzenlenmeli.
Sonuç:
Erkekler de şiddete uğrar. Ancak bu gerçeği dile getirecek toplumsal ve hukuki cesaret henüz yeterince oluşmamıştır. Şiddet, cinsiyet ayrımı yapmaz; her mağdurun sesi duyulmayı hak eder. Erkeğe yönelik şiddetin sessizliği kırılmadıkça, adaletin yankısı zayıf kalacak ve toplum olarak hepimiz bu yarayla yaşamaya devam edeceğiz. Bu, bir erkeklik meselesi değil, insanlık meselesidir. Şimdi harekete geçme zamanı.
















